bükdürürge

/bykdyryrɡe/

Conjugation

  • bükdüredihe is making someone bend something
  • bükdürdühe made someone bend something
  • bükdürgendihe has made someone bend something
  • bükdürürhe will make someone bend something
  • bükdürlükdühe is going to make someone bend something
  • bükdüre edihe was making someone bend something
  • bükdürseif he makes someone bend something
  • bükdür!make someone bend something!
Simple tenses — forms of bükdürürge: each tense across the six persons, in the form chosen above.
TensemenIsenyouolhe/she/itbizwesizyou allalathey
Present (simple & continuous)he is making someone bend somethingmenbükdüremesenbükdüreseolbükdüredibizbükdürebizsizbükdüresizalabükdüredile
Present (simple & continuous)he is not making someone bend somethingmenbükdürmeymesenbükdürmeyseolbükdürmeydibizbükdürmeybizsizbükdürmeysizalabükdürmeydile
Present (simple & continuous)is he making someone bend something?menbükdüremime?
bükdürememi?
senbükdüremise?olbükdüremidi?bizbükdüremibiz?
bükdürebizmi?
sizbükdüremisiz?alabükdüremidile?
Present (simple & continuous)isn't he making someone bend something?menbükdürmeymime?
bükdürmeymemi?
senbükdürmeymise?olbükdürmeymidi?bizbükdürmeymibiz?
bükdürmeybizmi?
sizbükdürmeymisiz?alabükdürmeymidile?
Habitual (usually, tends to)he usually makes someone bend somethingmenbükdürüwçenmesenbükdürüwçenseolbükdürüwçendibizbükdürüwçenbizsizbükdürüwçensizalabükdürüwçendile
Habitual (usually, tends to)he doesn't usually make someone bend somethingmenbükdürüwçen tülmesenbükdürüwçen tülseolbükdürüwçen tüldübizbükdürüwçen tülbüzsizbükdürüwçen tülsüzalabükdürüwçen tüldüle
Habitual (usually, tends to)does he usually make someone bend something?menbükdürüwçenmime?
bükdürüwçenmemi?
senbükdürüwçenmise?olbükdürüwçenmidi?bizbükdürüwçenmibiz?
bükdürüwçenbizmi?
sizbükdürüwçenmisiz?alabükdürüwçenmidile?
Habitual (usually, tends to)doesn't he usually make someone bend something?menbükdürüwçen tülmüme?senbükdürüwçen tülmüse?olbükdürüwçen tülmüdü?bizbükdürüwçen tülmübüz?sizbükdürüwçen tülmüsüz?alabükdürüwçen tülmüdüle?
Resultative (has become and stays)he has made someone bend something and remains soolbükdürübdüalabükdürübdüle
Resultative (has become and stays)no such form
Resultative (has become and stays)has he made someone bend something?olbükdürübmüdü?alabükdürübmüdüle?
Resultative (has become and stays)no such form
Progressive (in the middle of)he is in the middle of making someone bend somethingmenbükdüre turamasenbükdüre turasaolbükdüre turadıbizbükdüre turabızsizbükdüre turasızalabükdüre turadıla
Progressive (in the middle of)he is not in the middle of making someone bend somethingmenbükdüre turmaymasenbükdüre turmaysaolbükdüre turmaydıbizbükdüre turmaybızsizbükdüre turmaysızalabükdüre turmaydıla
Progressive (in the middle of)is he in the middle of making someone bend something?menbükdüre turamıma?
bükdüre turamamı?
senbükdüre turamısa?olbükdüre turamıdı?bizbükdüre turamıbız?
bükdüre turabızmı?
sizbükdüre turamısız?alabükdüre turamıdıla?
Progressive (in the middle of)isn't he in the middle of making someone bend something?menbükdüre turmaymıma?
bükdüre turmaymamı?
senbükdüre turmaymısa?olbükdüre turmaymıdı?bizbükdüre turmaymıbız?
bükdüre turmaybızmı?
sizbükdüre turmaymısız?alabükdüre turmaymıdıla?
Simple past (definite)he made someone bend somethingmenbükdürdümsenbükdürdüngolbükdürdübizbükdürdüksizbükdürdügüzalabükdürdüle
Simple past (definite)he didn't make someone bend somethingmenbükdürmedimsenbükdürmedingolbükdürmedibizbükdürmediksizbükdürmedigizalabükdürmedile
Simple past (definite)did he make someone bend something?menbükdürdümmü?senbükdürdüngmü?olbükdürdümü?bizbükdürdükmü?sizbükdürdügüzmü?alabükdürdülemi?
Simple past (definite)didn't he make someone bend something?menbükdürmedimmi?senbükdürmedingmi?olbükdürmedimi?bizbükdürmedikmi?sizbükdürmedigizmi?alabükdürmedilemi?
Perfect (past indefinite)he has made someone bend somethingmenbükdürgenmesenbükdürgenseolbükdürgendibizbükdürgenbizsizbükdürgensizalabükdürgendile
Perfect (past indefinite)he hasn't made someone bend somethingmenbükdürmegenmesenbükdürmegenseolbükdürmegendibizbükdürmegenbizsizbükdürmegensizalabükdürmegendile
Perfect (past indefinite)has he made someone bend something?menbükdürgenmime?
bükdürgenmemi?
senbükdürgenmise?olbükdürgenmidi?bizbükdürgenmibiz?
bükdürgenbizmi?
sizbükdürgenmisiz?alabükdürgenmidile?
Perfect (past indefinite)hasn't he made someone bend something?menbükdürmegenmime?
bükdürmegenmemi?
senbükdürmegenmise?olbükdürmegenmidi?bizbükdürmegenmibiz?
bükdürmegenbizmi?
sizbükdürmegenmisiz?alabükdürmegenmidile?
Indefinite future (future I)he will make someone bend somethingmenbükdürürmesenbükdürürseolbükdürürbizbükdürürbüzsizbükdürürsüzalabükdürürle
Indefinite future (future I)he won't make someone bend somethingmenbükdürmezmesenbükdürmezseolbükdürmezbizbükdürmezbizsizbükdürmezsizalabükdürmezle
Indefinite future (future I)will he make someone bend something?menbükdürürmüme?
bükdürürmemi?
senbükdürürmüse?olbükdürürmü?bizbükdürürmübüz?
bükdürürbüzmü?
sizbükdürürmüsüz?alabükdürürmüle?
Indefinite future (future I)won't he make someone bend something?menbükdürmezmime?
bükdürmezmemi?
senbükdürmezmise?olbükdürmezmi?bizbükdürmezmibiz?
bükdürmezbizmi?
sizbükdürmezmisiz?alabükdürmezmile?
Definite future (future II)he is going to make someone bend somethingmenbükdürlükme1senbükdürlükse1olbükdürlükdü1bizbükdürlükbüz1sizbükdürlüksüz1alabükdürlükdüle1
Definite future (future II)he is not going to make someone bend somethingmenbükdürlük tülme1senbükdürlük tülse1olbükdürlük tüldü1bizbükdürlük tülbüz1sizbükdürlük tülsüz1alabükdürlük tüldüle1
Definite future (future II)is he going to make someone bend something?menbükdürlükmüme?1
bükdürlükmemi?
senbükdürlükmüse?1olbükdürlükmüdü?1bizbükdürlükmübüz?1
bükdürlükbüzmü?
sizbükdürlükmüsüz?1alabükdürlükmüdüle?1
Definite future (future II)isn't he going to make someone bend something?menbükdürlük tülmüme?1senbükdürlük tülmüse?1olbükdürlük tülmüdü?1bizbükdürlük tülmübüz?1sizbükdürlük tülmüsüz?1alabükdürlük tülmüdüle?1

Emphatic forms: see Emphatic and rare forms

  1. Definite future (future II)spoken: -lıq/-lik → -rıq/-rik after r, so bükdürrükdü
Past compound tenses — forms of bükdürürge: each tense across the six persons, in the form chosen above.
TensemenIsenyouolhe/she/itbizwesizyou allalathey
Past perfect (pluperfect)he had made someone bend somethingmenbükdürgen edimbükdürgenemsenbükdürgen edingbükdürgenengolbükdürgen edibükdürgenedbizbükdürgen edikbükdürgeneksizbükdürgen edigizbükdürgenegizalabükdürgen edilebükdürgenelle
Past perfect (pluperfect)he hadn't made someone bend somethingmenbükdürmegen edimbükdürmegenemsenbükdürmegen edingbükdürmegenengolbükdürmegen edibükdürmegenedbizbükdürmegen edikbükdürmegeneksizbükdürmegen edigizbükdürmegenegizalabükdürmegen edilebükdürmegenelle
Past perfect (pluperfect)no such form
Past perfect (pluperfect)no such form
Past continuous (imperfect)he was making someone bend somethingmenbükdüre edimbükdüremsenbükdüre edingbükdürengolbükdüre edibükdüredbizbükdüre edikbükdüreksizbükdüre edigizbükdüregizalabükdüre edilebükdürelle
Past continuous (imperfect)he wasn't making someone bend somethingmenbükdürmey edimbükdürmeyemsenbükdürmey edingbükdürmeyengolbükdürmey edibükdürmeyedbizbükdürmey edikbükdürmeyeksizbükdürmey edigizbükdürmeyegizalabükdürmey edilebükdürmeyelle
Past continuous (imperfect)no such form
Past continuous (imperfect)no such form
Habitual past (used to)he used to make someone bend somethingmenbükdürüwçen edimbükdürüwçenemsenbükdürüwçen edingbükdürüwçenengolbükdürüwçen edibükdürüwçenedbizbükdürüwçen edikbükdürüwçeneksizbükdürüwçen edigizbükdürüwçenegizalabükdürüwçen edilebükdürüwçenelle
Habitual past (used to)he didn't use to make someone bend somethingmenbükdürüwçen tül edimbükdürüwçen tül emsenbükdürüwçen tül edingbükdürüwçen tül engolbükdürüwçen tül edibükdürüwçen tül edbizbükdürüwçen tül edikbükdürüwçen tül eksizbükdürüwçen tül edigizbükdürüwçen tül egizalabükdürüwçen tül edilebükdürüwçen tül elle
Habitual past (used to)no such form
Habitual past (used to)no such form
Resultative past (had become and stayed)he had made someone bend something and remained soolbükdürüb edialabükdürüb edile
Resultative past (had become and stayed)he hadn't made someone bend somethingolbükdürüb tül edialabükdürüb tül edile
Resultative past (had become and stayed)no such form
Resultative past (had become and stayed)no such form
Past progressive (was in the middle of)he was in the middle of making someone bend somethingmenbükdüre tura edimbükdüre turaemsenbükdüre tura edingbükdüre turaengolbükdüre tura edibükdüre turaedbizbükdüre tura edikbükdüre turaeksizbükdüre tura edigizbükdüre turaegizalabükdüre tura edilebükdüre turaelle
Past progressive (was in the middle of)he wasn't in the middle of making someone bend somethingmenbükdüre turmay edimbükdüre turmayemsenbükdüre turmay edingbükdüre turmayengolbükdüre turmay edibükdüre turmayedbizbükdüre turmay edikbükdüre turmayeksizbükdüre turmay edigizbükdüre turmayegizalabükdüre turmay edilebükdüre turmayelle
Past progressive (was in the middle of)no such form
Past progressive (was in the middle of)no such form
Conditional result (would)he would make someone bend somethingmenbükdürür edimbükdürür emsenbükdürür edingbükdürür engolbükdürür edibükdürür edbizbükdürür edikbükdürür eksizbükdürür edigizbükdürür egizalabükdürür edilebükdürür elle
Conditional result (would)he wouldn't make someone bend somethingmenbükdürmez edimbükdürmez emsenbükdürmez edingbükdürmez engolbükdürmez edibükdürmez edbizbükdürmez edikbükdürmez eksizbükdürmez edigizbükdürmez egizalabükdürmez edilebükdürmez elle
Conditional result (would)no such form
Conditional result (would)no such form
Past conditional result (would have)he would have made someone bend somethingmenbükdürlük edim2bükdürlük emsenbükdürlük eding2bükdürlük engolbükdürlük edi2bükdürlük edbizbükdürlük edik2bükdürlük eksizbükdürlük edigiz2bükdürlük egizalabükdürlük edile2bükdürlük elle
Past conditional result (would have)he wouldn't have made someone bend somethingmenbükdürlük tül edim2bükdürlük tül emsenbükdürlük tül eding2bükdürlük tül engolbükdürlük tül edi2bükdürlük tül edbizbükdürlük tül edik2bükdürlük tül eksizbükdürlük tül edigiz2bükdürlük tül egizalabükdürlük tül edile2bükdürlük tül elle
Past conditional result (would have)no such form
Past conditional result (would have)no such form
  1. Past conditional result (would have)spoken: -lıq/-lik → -rıq/-rik after r, so bükdürrük edi
Conditional — forms of bükdürürge: each tense across the six persons, in the form chosen above.
TensemenIsenyouolhe/she/itbizwesizyou allalathey
Conditionalif he makes someone bend somethingmenbükdürsemsenbükdürsengolbükdürsebizbükdürseksizbükdürsegizalabükdürsele
Conditionalif he doesn't make someone bend somethingmenbükdürmesemsenbükdürmesengolbükdürmesebizbükdürmeseksizbükdürmesegizalabükdürmesele
Conditionalno such form
Conditionalno such form
Conditional, present realif he is making someone bend somethingmenbükdüre esemsenbükdüre esengolbükdüre esebizbükdüre eseksizbükdüre esegizalabükdüre esele
Conditional, present realif he is not making someone bend somethingmenbükdürmey esemsenbükdürmey esengolbükdürmey esebizbükdürmey eseksizbükdürmey esegizalabükdürmey esele
Conditional, present realno such form
Conditional, present realno such form
Wish, present/future (if only)if only he made someone bend somethingmenbükdürsem edibükdürsem edsenbükdürseng edibükdürseng edolbükdürse edibükdürsedbizbükdürsek edibükdürsek edsizbükdürsegiz edibükdürsegiz edalabükdürsele edibükdürseled
Wish, present/future (if only)if only he didn't make someone bend somethingmenbükdürmesem edibükdürmesem edsenbükdürmeseng edibükdürmeseng edolbükdürmese edibükdürmesedbizbükdürmesek edibükdürmesek edsizbükdürmesegiz edibükdürmesegiz edalabükdürmesele edibükdürmeseled
Wish, present/future (if only)no such form
Wish, present/future (if only)no such form
Conditional, definite past3if he made someone bend somethingmenbükdürdüm esemsenbükdürdüng esengolbükdürdü esebizbükdürdük eseksizbükdürdügüz esegizalabükdürdüle esele
Conditional, definite past3if he didn't make someone bend somethingmenbükdürmedim esemsenbükdürmeding esengolbükdürmedi esebizbükdürmedik eseksizbükdürmedigiz esegizalabükdürmedile esele
Conditional, definite pastno such form
Conditional, definite pastno such form
Conditional, past realif he did make someone bend something (indeed)menbükdürgen esemsenbükdürgen esengolbükdürgen esebizbükdürgen eseksizbükdürgen esegizalabükdürgen esele
Conditional, past realif he didn't make someone bend something (indeed)menbükdürmegen esemsenbükdürmegen esengolbükdürmegen esebizbükdürmegen eseksizbükdürmegen esegizalabükdürmegen esele
Conditional, past realno such form
Conditional, past realno such form
Conditional, counterfactualif he had made someone bend somethingmenbükdürgen bolsamsenbükdürgen bolsangolbükdürgen bolsabizbükdürgen bolsaqsizbükdürgen bolsağızalabükdürgen bolsala
Conditional, counterfactualif he hadn't made someone bend somethingmenbükdürmegen bolsamsenbükdürmegen bolsangolbükdürmegen bolsabizbükdürmegen bolsaqsizbükdürmegen bolsağızalabükdürmegen bolsala
Conditional, counterfactualno such form
Conditional, counterfactualno such form
Wish, past (if only I had)if only he had made someone bend somethingmenbükdürgen bolsam edibükdürgen bolsam edsenbükdürgen bolsang edibükdürgen bolsang edolbükdürgen bolsa edibükdürgen bolsaedbizbükdürgen bolsaq edibükdürgen bolsaq edsizbükdürgen bolsağız edibükdürgen bolsağız edalabükdürgen bolsala edibükdürgen bolsalaed
Wish, past (if only I had)if only he hadn't made someone bend somethingmenbükdürmegen bolsam edibükdürmegen bolsam edsenbükdürmegen bolsang edibükdürmegen bolsang edolbükdürmegen bolsa edibükdürmegen bolsaedbizbükdürmegen bolsaq edibükdürmegen bolsaq edsizbükdürmegen bolsağız edibükdürmegen bolsağız edalabükdürmegen bolsala edibükdürmegen bolsalaed
Wish, past (if only I had)no such form
Wish, past (if only I had)no such form
Conditional, aoristif he will make someone bend somethingmenbükdürür esemsenbükdürür esengolbükdürür esebizbükdürür eseksizbükdürür esegizalabükdürür esele
Conditional, aoristif he won't make someone bend somethingmenbükdürmez esemsenbükdürmez esengolbükdürmez esebizbükdürmez eseksizbükdürmez esegizalabükdürmez esele
Conditional, aoristno such form
Conditional, aoristno such form
Conditional, futureif he is going to make someone bend somethingmenbükdürlük esem4senbükdürlük eseng4olbükdürlük ese4bizbükdürlük esek4sizbükdürlük esegiz4alabükdürlük esele4
Conditional, futureif he is not going to make someone bend somethingmenbükdürlük tül esem4senbükdürlük tül eseng4olbükdürlük tül ese4bizbükdürlük tül esek4sizbükdürlük tül esegiz4alabükdürlük tül esele4
Conditional, futureno such form
Conditional, futureno such form
Conditional, counterfactual futureif he were going to make someone bend somethingmenbükdürlük bolsam5senbükdürlük bolsang5olbükdürlük bolsa5bizbükdürlük bolsaq5sizbükdürlük bolsağız5alabükdürlük bolsala5
Conditional, counterfactual futureif he were not going to make someone bend somethingmenbükdürmezlik bolsamsenbükdürmezlik bolsangolbükdürmezlik bolsabizbükdürmezlik bolsaqsizbükdürmezlik bolsağızalabükdürmezlik bolsala
Conditional, counterfactual futureno such form
Conditional, counterfactual futureno such form

Emphatic forms: see Emphatic and rare forms

  1. Conditional, definite pastalso bükdürdüng ese: the person on the verb only (Байрамкулов and Урусбиев 1967 § 110)
  2. Conditional, futurespoken: -lıq/-lik → -rıq/-rik after r, so bükdürrük ese
  3. Conditional, counterfactual futurespoken: -lıq/-lik → -rıq/-rik after r, so bükdürrük bolsa
Inferential — forms of bükdürürge: each tense across the six persons, in the form chosen above.
TensemenIsenyouolhe/she/itbizwesizyou allalathey
Inference, present (must be doing)he must be making someone bend somethingmenbükdüre bolurmasenbükdüre bolursaolbükdüre bolurbizbükdüre bolurbuzsizbükdüre bolursuzalabükdüre bolurla
Inference, present (must be doing)he must not be making someone bend somethingmenbükdürmey bolurmasenbükdürmey bolursaolbükdürmey bolurbizbükdürmey bolurbuzsizbükdürmey bolursuzalabükdürmey bolurla
Inference, present (must be doing)no such form
Inference, present (must be doing)no such form
Inference, progressive (must be in the middle of)he must be in the middle of making someone bend somethingmenbükdüre tura bolurmasenbükdüre tura bolursaolbükdüre tura bolurbizbükdüre tura bolurbuzsizbükdüre tura bolursuzalabükdüre tura bolurla
Inference, progressive (must be in the middle of)he must keep on not making someone bend somethingmenbükdürmey tura bolurmasenbükdürmey tura bolursaolbükdürmey tura bolurbizbükdürmey tura bolurbuzsizbükdürmey tura bolursuzalabükdürmey tura bolurla
Inference, progressive (must be in the middle of)no such form
Inference, progressive (must be in the middle of)no such form
Inference (must have)he must have made someone bend somethingmenbükdürgen bolurmasenbükdürgen bolursaolbükdürgen bolurbizbükdürgen bolurbuzsizbükdürgen bolursuzalabükdürgen bolurla
Inference (must have)he must not have made someone bend somethingmenbükdürmegen bolurmasenbükdürmegen bolursaolbükdürmegen bolurbizbükdürmegen bolurbuzsizbükdürmegen bolursuzalabükdürmegen bolurla
Inference (must have)no such form
Inference (must have)no such form
Inference, future (must be going to)he must be going to make someone bend somethingmenbükdürlük bolurma6senbükdürlük bolursa6olbükdürlük bolur6bizbükdürlük bolurbuz6sizbükdürlük bolursuz6alabükdürlük bolurla6
Inference, future (must be going to)he must not be going to make someone bend somethingmenbükdürmezlik bolurmasenbükdürmezlik bolursaolbükdürmezlik bolurbizbükdürmezlik bolurbuzsizbükdürmezlik bolursuzalabükdürmezlik bolurla
Inference, future (must be going to)no such form
Inference, future (must be going to)no such form

Emphatic forms: see Emphatic and rare forms

  1. Inference, future (must be going to)spoken: -lıq/-lik → -rıq/-rik after r, so bükdürrük bolur
Commands, requests and wishes — forms of bükdürürge: each tense across the six persons, in the form chosen above.
TensemenIsenyouolhe/she/itbizwesizyou allalathey
Commands & suggestionslet him/her/it make someone bend somethingmenbükdüreyimsenbükdür!olbükdürsünbizbükdüreyiksizbükdürügüz!alabükdürsünle
Commands & suggestionslet him/her/it not make someone bend somethingmenbükdürmeyimsenbükdürme!olbükdürmesinbizbükdürmeyiksizbükdürmegiz!alabükdürmesinle
Commands & suggestionsshould he make someone bend something?menbükdüreyimmi?olbükdürsünmü?bizbükdüreyikmi?alabükdürsünlemi?
Commands & suggestionsshould he not make someone bend something?menbükdürmeyimmi?olbükdürmesinmi?bizbükdürmeyikmi?alabükdürmesinlemi?
Requestsdo let him/her/it make someone bend somethingsenbükdürçü7olbükdürsünçüsizbükdürçügüzalabükdürsünleçi
Requestsdo let him/her/it not make someone bend somethingsenbükdürmeçi7olbükdürmesinçisizbükdürmeçigizalabükdürmesinleçi
Requestsno such form
Requestsno such form
Blessings & curses — may you…may you make someone bend somethingsenbükdürgünbükdürgü
Blessings & curses — may you…may you not make someone bend somethingsenbükdürmeginbükdürmegi
Blessings & curses — may you…no such form
Blessings & curses — may you…no such form
Optative wish (-ğay + edi)would that he made someone bend somethingmenbükdürgey edim
bükdürge edim
senbükdürgey eding
bükdürge eding
olbükdürgey edi
bükdürge edi
bizbükdürgey edik
bükdürge edik
sizbükdürgey edigiz
bükdürge edigiz
alabükdürgey edile
bükdürge edile
Optative wish (-ğay + edi)would that he did not make someone bend somethingmenbükdürmegey edim
bükdürmege edim
senbükdürmegey eding
bükdürmege eding
olbükdürmegey edi
bükdürmege edi
bizbükdürmegey edik
bükdürmege edik
sizbükdürmegey edigiz
bükdürmege edigiz
alabükdürmegey edile
bükdürmege edile
Optative wish (-ğay + edi)no such form
Optative wish (-ğay + edi)no such form
Let someone… (commands)let him/her/it allow someone to make someone bend somethingmenbükdürmege qoyayımbükdürme qoyayımsenbükdürmege qoy!bükdürme qoy!olbükdürmege qoysunbükdürme qoysunbizbükdürmege qoyayıqbükdürme qoyayıqsizbükdürmege qoyuğuz!bükdürme qoyuğuz!alabükdürmege qoysunlabükdürme qoysunla
Let someone… (commands)let him/her/it not allow someone to make someone bend somethingmenbükdürmege qoymayımbükdürme qoymayımsenbükdürmege qoyma!bükdürme qoyma!olbükdürmege qoymasınbükdürme qoymasınbizbükdürmege qoymayıqbükdürme qoymayıqsizbükdürmege qoymağız!bükdürme qoymağız!alabükdürmege qoymasınlabükdürme qoymasınla
Let someone… (commands)should he allow someone to make someone bend something?menbükdürmege qoyayımmı?bükdürme qoyayımmı?olbükdürmege qoysunmu?bükdürme qoysunmu?bizbükdürmege qoyayıqmı?bükdürme qoyayıqmı?alabükdürmege qoysunlamı?bükdürme qoysunlamı?
Let someone… (commands)should he not allow someone to make someone bend something?menbükdürmege qoymayımmı?bükdürme qoymayımmı?olbükdürmege qoymasınmı?bükdürme qoymasınmı?bizbükdürmege qoymayıqmı?bükdürme qoymayıqmı?alabükdürmege qoymasınlamı?bükdürme qoymasınlamı?
Let someone… (present)he allows someone to make someone bend somethingmenbükdürmege qoyamabükdürme qoyamasenbükdürmege qoyasabükdürme qoyasaolbükdürmege qoyadıbükdürme qoyadıbizbükdürmege qoyabızbükdürme qoyabızsizbükdürmege qoyasızbükdürme qoyasızalabükdürmege qoyadılabükdürme qoyadıla
Let someone… (present)he doesn't allow someone to make someone bend somethingmenbükdürmege qoymaymabükdürme qoymaymasenbükdürmege qoymaysabükdürme qoymaysaolbükdürmege qoymaydıbükdürme qoymaydıbizbükdürmege qoymaybızbükdürme qoymaybızsizbükdürmege qoymaysızbükdürme qoymaysızalabükdürmege qoymaydılabükdürme qoymaydıla
Let someone… (present)does he allow someone to make someone bend something?menbükdürmege qoyamıma?bükdürme qoyamıma?senbükdürmege qoyamısa?bükdürme qoyamısa?olbükdürmege qoyamıdı?bükdürme qoyamıdı?bizbükdürmege qoyamıbız?bükdürme qoyamıbız?sizbükdürmege qoyamısız?bükdürme qoyamısız?alabükdürmege qoyamıdıla?bükdürme qoyamıdıla?
Let someone… (present)doesn't he allow someone to make someone bend something?menbükdürmege qoymaymıma?bükdürme qoymaymıma?senbükdürmege qoymaymısa?bükdürme qoymaymısa?olbükdürmege qoymaymıdı?bükdürme qoymaymıdı?bizbükdürmege qoymaymıbız?bükdürme qoymaymıbız?sizbükdürmege qoymaymısız?bükdürme qoymaymısız?alabükdürmege qoymaymıdıla?bükdürme qoymaymıdıla?
Let someone… (past)he allowed someone to make someone bend somethingmenbükdürmege qoydumbükdürme qoydumsenbükdürmege qoydungbükdürme qoydungolbükdürmege qoydubükdürme qoydubizbükdürmege qoyduqbükdürme qoyduqsizbükdürmege qoyduğuzbükdürme qoyduğuzalabükdürmege qoydulabükdürme qoydula
Let someone… (past)he didn't allow someone to make someone bend somethingmenbükdürmege qoymadımbükdürme qoymadımsenbükdürmege qoymadıngbükdürme qoymadıngolbükdürmege qoymadıbükdürme qoymadıbizbükdürmege qoymadıqbükdürme qoymadıqsizbükdürmege qoymadığızbükdürme qoymadığızalabükdürmege qoymadılabükdürme qoymadıla
Let someone… (past)did he allow someone to make someone bend something?menbükdürmege qoydummu?bükdürme qoydummu?senbükdürmege qoydungmu?bükdürme qoydungmu?olbükdürmege qoydumu?bükdürme qoydumu?bizbükdürmege qoyduqmu?bükdürme qoyduqmu?sizbükdürmege qoyduğuzmu?bükdürme qoyduğuzmu?alabükdürmege qoydulamı?bükdürme qoydulamı?
Let someone… (past)didn't he allow someone to make someone bend something?menbükdürmege qoymadımmı?bükdürme qoymadımmı?senbükdürmege qoymadıngmı?bükdürme qoymadıngmı?olbükdürmege qoymadımı?bükdürme qoymadımı?bizbükdürmege qoymadıqmı?bükdürme qoymadıqmı?sizbükdürmege qoymadığızmı?bükdürme qoymadığızmı?alabükdürmege qoymadılamı?bükdürme qoymadılamı?
  1. RequestsSpoken variant: singular requests can add a final nasal consonant, with the same request meaning.
Ability — forms of bükdürürge: each tense across the six persons, in the form chosen above.
TensemenIsenyouolhe/she/itbizwesizyou allalathey
Ability — presenthe can make someone bend somethingmenbükdüralamasenbükdüralasaolbükdüraladıbizbükdüralabızsizbükdüralasızalabükdüraladıla
Ability — presenthe can't make someone bend somethingmenbükdüralmaymasenbükdüralmaysaolbükdüralmaydıbizbükdüralmaybızsizbükdüralmaysızalabükdüralmaydıla
Ability — presentcan he make someone bend something?menbükdüralamıma?
bükdüralamamı?
senbükdüralamısa?olbükdüralamıdı?bizbükdüralamıbız?
bükdüralabızmı?
sizbükdüralamısız?alabükdüralamıdıla?
Ability — presentcan't he make someone bend something?menbükdüralmaymıma?
bükdüralmaymamı?
senbükdüralmaymısa?olbükdüralmaymıdı?bizbükdüralmaymıbız?
bükdüralmaybızmı?
sizbükdüralmaymısız?alabükdüralmaymıdıla?
Ability — if I can…if he can make someone bend somethingmenbükdüralsamsenbükdüralsangolbükdüralsabizbükdüralsaqsizbükdüralsağızalabükdüralsala
Ability — if I can…if he can't make someone bend somethingmenbükdüralmasamsenbükdüralmasangolbükdüralmasabizbükdüralmasaqsizbükdüralmasağızalabükdüralmasala
Ability — if I can…no such form
Ability — if I can…no such form
Ability — simple pasthe was able to make someone bend somethingmenbükdüraldımsenbükdüraldıngolbükdüraldıbizbükdüraldıqsizbükdüraldığızalabükdüraldıla
Ability — simple pasthe could not make someone bend somethingmenbükdüralmadımsenbükdüralmadıngolbükdüralmadıbizbükdüralmadıqsizbükdüralmadığızalabükdüralmadıla
Ability — simple pastwas he able to make someone bend something?menbükdüraldımmı?senbükdüraldıngmı?olbükdüraldımı?bizbükdüraldıqmı?sizbükdüraldığızmı?alabükdüraldılamı?
Ability — simple pastcouldn't he make someone bend something?menbükdüralmadımmı?senbükdüralmadıngmı?olbükdüralmadımı?bizbükdüralmadıqmı?sizbükdüralmadığızmı?alabükdüralmadılamı?
Ability — perfect / -ğan pasthe has been able to make someone bend somethingmenbükdüralğanmasenbükdüralğansaolbükdüralğandıbizbükdüralğanbızsizbükdüralğansızalabükdüralğandıla
Ability — perfect / -ğan pasthe hasn't been able to make someone bend somethingmenbükdüralmağanmasenbükdüralmağansaolbükdüralmağandıbizbükdüralmağanbızsizbükdüralmağansızalabükdüralmağandıla
Ability — perfect / -ğan pasthas he been able to make someone bend something?menbükdüralğanmıma?
bükdüralğanmamı?
senbükdüralğanmısa?olbükdüralğanmıdı?bizbükdüralğanmıbız?
bükdüralğanbızmı?
sizbükdüralğanmısız?alabükdüralğanmıdıla?
Ability — perfect / -ğan pasthasn't he been able to make someone bend something?menbükdüralmağanmıma?
bükdüralmağanmamı?
senbükdüralmağanmısa?olbükdüralmağanmıdı?bizbükdüralmağanmıbız?
bükdüralmağanbızmı?
sizbükdüralmağanmısız?alabükdüralmağanmıdıla?
Ability — past perfecthe had been able to make someone bend somethingmenbükdüralğan edimbükdüralğanemsenbükdüralğan edingbükdüralğanengolbükdüralğan edibükdüralğanedbizbükdüralğan edikbükdüralğaneksizbükdüralğan edigizbükdüralğanegizalabükdüralğan edilebükdüralğanelle
Ability — past perfecthe hadn't been able to make someone bend somethingmenbükdüralmağan edimbükdüralmağanemsenbükdüralmağan edingbükdüralmağanengolbükdüralmağan edibükdüralmağanedbizbükdüralmağan edikbükdüralmağaneksizbükdüralmağan edigizbükdüralmağanegizalabükdüralmağan edilebükdüralmağanelle
Ability — past perfectno such form
Ability — past perfectno such form
Ability — past backgroundhe could make someone bend somethingmenbükdürala edimbükdüralaemsenbükdürala edingbükdüralaengolbükdürala edibükdüralaedbizbükdürala edikbükdüralaeksizbükdürala edigizbükdüralaegizalabükdürala edilebükdüralaelle
Ability — past backgroundhe could not make someone bend somethingmenbükdüralmay edimbükdüralmayemsenbükdüralmay edingbükdüralmayengolbükdüralmay edibükdüralmayedbizbükdüralmay edikbükdüralmayeksizbükdüralmay edigizbükdüralmayegizalabükdüralmay edilebükdüralmayelle
Ability — past backgroundno such form
Ability — past backgroundno such form
Ability — future Ihe will be able to make someone bend somethingmenbükdüralırmasenbükdüralırsaolbükdüralırbizbükdüralırbızsizbükdüralırsızalabükdüralırla
Ability — future Ihe won't be able to make someone bend somethingmenbükdüralmazmasenbükdüralmazsaolbükdüralmazbizbükdüralmazbızsizbükdüralmazsızalabükdüralmazla
Ability — future Iwill he be able to make someone bend something?menbükdüralırmıma?
bükdüralırmamı?
senbükdüralırmısa?olbükdüralırmı?bizbükdüralırmıbız?
bükdüralırbızmı?
sizbükdüralırmısız?alabükdüralırmıla?
Ability — future Iwon't he be able to make someone bend something?menbükdüralmazmıma?
bükdüralmazmamı?
senbükdüralmazmısa?olbükdüralmazmı?bizbükdüralmazmıbız?
bükdüralmazbızmı?
sizbükdüralmazmısız?alabükdüralmazmıla?
Ability — future IIhe is going to be able to make someone bend somethingmenbükdürallıqmasenbükdürallıqsaolbükdürallıqdıbizbükdürallıqbızsizbükdürallıqsızalabükdürallıqdıla
Ability — future IIhe is not going to be able to make someone bend somethingmenbükdürallıq tülmesenbükdürallıq tülseolbükdürallıq tüldübizbükdürallıq tülbüzsizbükdürallıq tülsüzalabükdürallıq tüldüle
Ability — future IIis he going to be able to make someone bend something?menbükdürallıqmıma?
bükdürallıqmamı?
senbükdürallıqmısa?olbükdürallıqmıdı?bizbükdürallıqmıbız?
bükdürallıqbızmı?
sizbükdürallıqmısız?alabükdürallıqmıdıla?
Ability — future IIisn't he going to be able to make someone bend something?menbükdürallıq tülmüme?senbükdürallıq tülmüse?olbükdürallıq tülmüdü?bizbükdürallıq tülmübüz?sizbükdürallıq tülmüsüz?alabükdürallıq tülmüdüle?
Ability — would be able to…he would be able to make someone bend somethingmenbükdüralır edimbükdüralır emsenbükdüralır edingbükdüralır engolbükdüralır edibükdüralır edbizbükdüralır edikbükdüralır eksizbükdüralır edigizbükdüralır egizalabükdüralır edilebükdüralır elle
Ability — would be able to…he wouldn't be able to make someone bend somethingmenbükdüralmaz edimbükdüralmaz emsenbükdüralmaz edingbükdüralmaz engolbükdüralmaz edibükdüralmaz edbizbükdüralmaz edikbükdüralmaz eksizbükdüralmaz edigizbükdüralmaz egizalabükdüralmaz edilebükdüralmaz elle
Ability — would be able to…no such form
Ability — would be able to…no such form
Second-person optative — abilitymay you be able to make someone bend somethingsenbükdüralğınbükdüralğı
Second-person optative — abilitymay you not be able to make someone bend somethingsenbükdüralmağınbükdüralmağı
Second-person optative — abilityno such form
Second-person optative — abilityno such form
Emphatic and rare forms — forms of bükdürürge: the second negation of each tense that has one, across the six persons.
FormmenIsenyouolhe/she/itbizwesizyou allalathey
Inference, present — auxiliary negatedhe can't be making someone bend somethingmenbükdüre bolmazmasenbükdüre bolmazsaolbükdüre bolmazbizbükdüre bolmazbızsizbükdüre bolmazsızalabükdüre bolmazla
Inference, present — double negationhe must be making someone bend something (emphatic)menbükdürmey bolmazmasenbükdürmey bolmazsaolbükdürmey bolmazbizbükdürmey bolmazbızsizbükdürmey bolmazsızalabükdürmey bolmazla
Inference, progressive — auxiliary negatedhe can't be in the middle of making someone bend somethingmenbükdüre tura bolmazmasenbükdüre tura bolmazsaolbükdüre tura bolmazbizbükdüre tura bolmazbızsizbükdüre tura bolmazsızalabükdüre tura bolmazla
Inference, progressive — double negationhe must keep on not making someone bend something (emphatic)menbükdürmey tura bolmazmasenbükdürmey tura bolmazsaolbükdürmey tura bolmazbizbükdürmey tura bolmazbızsizbükdürmey tura bolmazsızalabükdürmey tura bolmazla
Progressive — verb negatedhe keeps on not making someone bend somethingmenbükdürmey turamasenbükdürmey turasaolbükdürmey turadıbizbükdürmey turabızsizbükdürmey turasızalabükdürmey turadıla
Progressive — double negationhe is not keeping on not making someone bend somethingmenbükdürmey turmaymasenbükdürmey turmaysaolbükdürmey turmaydıbizbükdürmey turmaybızsizbükdürmey turmaysızalabükdürmey turmaydıla
Progressive — double negationisn't he keeping on not making someone bend something?menbükdürmey turmaymımasenbükdürmey turmaymısaolbükdürmey turmaymıdıbizbükdürmey turmaymıbızsizbükdürmey turmaymısızalabükdürmey turmaymıdıla
Inference — auxiliary negatedhe can't have made someone bend somethingmenbükdürgen bolmazmasenbükdürgen bolmazsaolbükdürgen bolmazbizbükdürgen bolmazbızsizbükdürgen bolmazsızalabükdürgen bolmazla
Inference — double negationhe must have made someone bend something (emphatic)menbükdürmegen bolmazmasenbükdürmegen bolmazsaolbükdürmegen bolmazbizbükdürmegen bolmazbızsizbükdürmegen bolmazsızalabükdürmegen bolmazla
Counterfactual — auxiliary negatedif it weren't that he had made someone bend somethingmenbükdürgen bolmasamsenbükdürgen bolmasangolbükdürgen bolmasabizbükdürgen bolmasaqsizbükdürgen bolmasağızalabükdürgen bolmasala
Counterfactual — double negationif it weren't that he hadn't made someone bend somethingmenbükdürmegen bolmasamsenbükdürmegen bolmasangolbükdürmegen bolmasabizbükdürmegen bolmasaqsizbükdürmegen bolmasağızalabükdürmegen bolmasala
Inference, future — auxiliary negatedhe can't be going to make someone bend somethingmenbükdürlük bolmazmasenbükdürlük bolmazsaolbükdürlük bolmazbizbükdürlük bolmazbızsizbükdürlük bolmazsızalabükdürlük bolmazla
Inference, future — double negationhe must be going to make someone bend something (emphatic)menbükdürmezlik bolmazmasenbükdürmezlik bolmazsaolbükdürmezlik bolmazbizbükdürmezlik bolmazbızsizbükdürmezlik bolmazsızalabükdürmezlik bolmazla
Counterfactual future — auxiliary negatedif it weren't that he were going to make someone bend somethingmenbükdürlük bolmasamsenbükdürlük bolmasangolbükdürlük bolmasabizbükdürlük bolmasaqsizbükdürlük bolmasağızalabükdürlük bolmasala
Counterfactual future — double negationif it weren't that he were not going to make someone bend somethingmenbükdürmezlik bolmasamsenbükdürmezlik bolmasangolbükdürmezlik bolmasabizbükdürmezlik bolmasaqsizbükdürmezlik bolmasağızalabükdürmezlik bolmasala